Kimler İçin?
Ebeveynler, bakımverenler, öğretmenler ve psikolojik danışmanlar başta olmak üzere çocukların sağlıklı gelişimini desteklemek isteyen herkes için.
Çocuk gelir ve “internette çok ayıp bir şey gördüm…” der. Bu cümle, bugün birçok ebeveyn ve bakımveren için hem tanıdık hem de zorlayıcı bir anı temsil eder. Aslında bu an, ilk bakışta kaygı verici olsa da çocuğun yaşadığını paylaşması açısından önemli bir fırsat ve bir şanstır. Fakat birçok kişi için bu tür anları yönetmek kolay değildir.
Dijital teknolojiler çocukların ve ergenlerin yaşamının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bugün birçok çocuk daha doğduğu andan itibaren akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlarla tanışıyor; dijital dünyanın içinde büyüyor. Buna karşın ebeveynler ve öğretmenler, bu teknolojilerle daha geç tanışmış kuşaklar olarak çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkiyi anlamakta zaman zaman zorlanabiliyor. Bu durum sık sık “İnternetten zaten öğreniyor”, “Bilgisayardan her işini hallediyor” ya da “Artık yapay zeka var, her şeyi biliyorlar” gibi cümlelerle kendini gösteriyor. Ancak dijital araçları iyi kullanmak, dijital riskleri doğru değerlendirebilmek anlamına gelmez.
Bu risklerden biri de çocukların gelişim dönemlerine uygun olmayan pornografik içeriklerle erken yaşta karşılaşmalarıdır.
Geçmişte bu tür içeriklere erişim fotoğraflar, dergiler, kasetler ve CD’ler ile sınırlıyken günümüzde birkaç tıklamayla ya da hiçbir arama yapılmadan sosyal medya önerileri, reklamlar, mesajlaşma uygulamaları veya oyun platformları aracılığıyla çocukların karşısına çıkabiliyor. Çocukların önemli bir bölümü bu içeriklerle bilinçli olarak değil, tamamen tesadüfi şekilde karşılaşıyor. Bir kısım çocuk ve ergen ise bedenleri ve cinselliğe dair sorularına aile ve okul ortamlarında yanıt bulamadıkları için, bu bilgileri internet üzerinden edinmeye yönelebiliyor.
Araştırmalar, erken yaşta pornografik içeriklere maruz kalan çocuk ve ergenlerde; cinselliğe ilişkin gerçek dışı beklentilerin gelişmesi, kadın ve erkek rollerine ilişkin kalıp yargıların güçlenmesi, beden algısı ve benlik saygısının olumsuz etkilenmesi, riskli cinsel davranışlara yönelik tutum ve niyetlerde artış, yoğun merak, suçluluk, kaygı ve utanç gibi duyguların ortaya çıkması gibi etkiler görülebildiğini gösteriyor. Bunun yanı sıra, bazı çocuk ve ergenlerde cinselliğin korku, tedirginlik veya tiksinti duygularıyla ilişkilendirilmesine de neden olabiliyor. Fakat bu etkilerin her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmadığı; yaş, gelişim düzeyi, aile ortamı, maruz kalınan içeriğin niteliği ve sıklığı gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebildiği unutulmamalıdır. Ayrıca çocukların içinde yetiştikleri toplumsal cinsiyet normları da bu deneyimlerin nasıl anlamlandırıldığını etkileyebilir. Örneğin, oğlanlar toplumsal beklentiler nedeniyle pornografik içerikleri “erkekliğin doğal bir parçası” olarak görme baskısıyla karşılaşabilirken, kız çocukları benzer içeriklere maruz kaldıklarında daha yoğun suçluluk, utanç, kaygı ya da bedenlerine ilişkin olumsuz duygular yaşayabilir (Owens ve ark., 2012; Peter & Valkenburg, 2016).
Peki, çocukları dijital dünyadaki pornografik içeriklerden nasıl koruyacağız? Korumanın yolu yalnızca yasaklamak mıdır? Kısa yanıt, hayır. Çünkü doğdukları andan itibaren dijital teknolojilerle iç içe büyüyen çocuklar ve ergenler, erişim engellerini çoğu zaman aşmanın bir yolunu bulabiliyor. Örneğin Avustralya’da Aralık 2025’te yürürlüğe giren 16 yaş altına yönelik sosyal medya yasağının ardından yapılan ilk değerlendirmeler, erişim kısıtlamalarının tek başına beklenen etkiyi yaratmadığını gösteriyor. Newcastle Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü çalışmada, yasağın uygulanmasından üç ay sonra 16 yaş altındaki çocukların yaklaşık %86’sının yasak kapsamındaki en az bir sosyal medya platformunu kullanmaya devam ettiği belirlenmiş. Araştırma, çocukların önemli bir bölümünün kendi hesaplarını kullanmayı sürdürdüğünü, yaş doğrulama sistemlerini ise sahte hesaplar, başkalarına ait hesaplar ve özel tarayıcı modları gibi yöntemlerle aşabildiğini ortaya koymuş. Araştırmacılar, sosyal medya kullanım süresi ve sıklığında da anlamlı bir değişiklik gözlenmediğini bildiriyor (Barnes ve ark., 2026). Bu kısıtlamalar sonucunda sosyal medya erişiminin engellenmediği gibi VPN kullanımın artmasıyla ergenlerin ve çocukların yaşlarına uygun olmayan cinsel içeriklere daha fazla maruz kaldığı tahmin ediliyor.
Bu nedenle tek başına yasaklayıcı bir yaklaşım, uzun vadede etkili bir koruma sağlamayabilir. Elbette ailelerin alabileceği teknik ve çevresel önlemler vardır ve bunlar koruyucu yaklaşımın önemli bir parçasıdır. Örneğin;
- Yaşa uygun ebeveyn denetimi ve içerik filtreleme araçlarının kullanılması,
- Güvenli arama ve güvenli internet ayarlarının etkinleştirilmesi,
- Dijital cihazların ortak kullanım alanlarında bulundurulması,
- Çocukların yaşına uygun ekran süresi ve internet kullanım kurallarının birlikte belirlenmesi,
- Çevrim içi etkinlikler hakkında düzenli ve yargılayıcı olmayan sohbetlerin yapılması,
- Çocukların kullandıkları uygulama, oyun ve sosyal medya platformlarının tanınması,
- Dijital mahremiyet, kişisel veri güvenliği ve çevrim içi riskler konusunda yaşa uygun bilgilendirme yapılması.
Tüm önlemler alınsa bile dijital dünyadaki riskleri tamamen ortadan kaldırmak günümüzde neredeyse mümkün değildir. Çünkü çocuklar bu içeriklerle okulda, arkadaşlarının cihazlarında ya da farklı dijital platformlarda da karşılaşabilir. Bu nedenle onları korumanın en etkili yolu, karşılaştıkları içerikleri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebilmelerini, doğru bilgiye ulaşabilmelerini ve ihtiyaç duyduklarında güvendikleri yetişkinlerden destek isteyebilmelerini sağlamaktır.
Bu noktada ailelerin en güçlü aracı, açık, güvene dayalı ve yargılayıcı olmayan bir iletişim kurabilmeleridir. Cinselliğin konuşulmasının ayıp ya da yasak olarak görüldüğü aile ortamlarında çocuklar, internette karşılaştıkları rahatsız edici deneyimleri paylaşmaktan çekinebilir. Oysa çocuk, gelişimine uygun olmayan bir içerikle karşılaştığında bunu korkmadan, utanmadan ve yargılanacağını düşünmeden ailesine anlatabileceğini bilmelidir.
En güçlü koruyucu etkenlerden biri de, çocuklara yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun, bilimsel temelli bir cinsellik eğitimi sunabilmektir. Çocuklar beden, mahremiyet, rıza, duygular ve sağlıklı ilişkiler hakkında güvenilir bilgiyi ailelerinden aldıklarında, pornografik içeriklerin gerçekliği yansıtmadığını daha kolay kavrayabilirler. Böylece bu tür içeriklerle karşılaştıklarında yaşadıklarını daha sağlıklı değerlendirebilir, doğru anlamlandırabilir ve ihtiyaç duyduklarında ailelerinden ya da güvendikleri yetişkinlerden destek isteyebilirler(UNESCO, 2018; Goldfarb & Lieberman, 2021).
Çocukların dijital dünyada güvenli ve sağlıklı bireyler olarak yetişmelerinde okul, aile kadar önemli bir koruyucu ortamdır. Okulların görevi yalnızca akademik bilgi kazandırmak değil; çocukların dijital yaşam becerilerini, eleştirel düşünme becerilerini ve sağlıklı gelişimlerini desteklemektir. Özellikle yaşa ve gelişim düzeyine uygun, bilimsel temelli cinsellik eğitimi, çocukların dijital dünyada karşılaşabilecekleri cinsel içerikleri doğru değerlendirebilmelerinde en önemli koruyucu araçlardan biridir. Cinsellik eğitimi almayan çocuklar meraklarını çoğu zaman internetten gidermeye çalışırken, doğru bilgiye sahip olan çocuklar pornografik içeriklerin gerçek yaşamı yansıtmadığını, sağlıklı ilişkileri temsil etmediğini ve yetişkinlere yönelik ticari amaçlarla üretildiğini daha kolay ayırt edebilmektedir.
Bu doğrultuda okulların;
- Yaşa ve gelişim düzeyine uygun, bilimsel temelli ve hak temelli cinsellik eğitimi programları uygulaması,
- Beden, mahremiyet, rıza, duygular, sağlıklı ilişkiler ve dijital cinsel riskler konularını sistematik biçimde ele alması,
- Öğrencilerde, pornografik içeriklerin cinsellik eğitimi olmadığına; gerçek yaşamı, sağlıklı ilişkileri ve karşılıklı saygıyı yansıtmadığına ilişkin farkındalık oluşturması,
- Dijital vatandaşlık, dijital mahremiyet, güvenli internet kullanımı ve medya okuryazarlığı becerilerini geliştirmesi,
- Öğrencilerin çevrim içi karşılaştıkları içerikleri eleştirel biçimde değerlendirmelerini desteklemesi,
- Öğretmenleri dijital riskler, çevrim içi istismar ve çocuk koruma konularında düzenli eğitimlerle güçlendirmesi,
- Öğrencilerin yaşadıkları dijital deneyimleri güvenle paylaşabilecekleri destekleyici bir okul iklimi oluşturması,
- Velilere yönelik eğitimlerle aile-okul iş birliğini güçlendirmesi
çocukların dijital dünyada karşılaşabilecekleri riskleri daha erken fark etmelerine, gelişimlerine uygun olmayan içerikleri sağlıklı biçimde değerlendirmelerine ve ihtiyaç duyduklarında destek aramalarına önemli katkı sağlamaktadır. Unutulmamalıdır ki, bütün bu önerilerin etkili olabilmesi için öğretmenlerin ve ailelerin iş birliği içinde hareket etmesi ve bu süreci destekleyen bir müfredatın bulunması büyük önem taşımaktadır.
Okulların ve ailelerin bu yönlerini desteklemek amacıyla oluşturulacak yazılara ergengelisimi.org’dan yakında erişebilirsiniz.
Kaynak:
Barnes, C., Hall, A., Mantach, S., Oldmeadow, C., Attia, J., Backholer, K., Williams, C., Tefera, Y., Kay, F., & Wolfenden, L. (2026). Assessing early effects of Australia’s Social Media Minimum Age Act on adolescents’ social media use: Observational study. BMJ, 393, e363695. https://doi.org/10.1136/bmj-2026-363695
Goldfarb, E. S., & Lieberman, L. D. (2021). Three decades of research: The case for comprehensive sex education. Journal of Adolescent Health, 68(1), 13–27. https://doi.org/10.1016/j.jadohealth.2020.07.036
Owens, E. W., Behun, R. J., Manning, J. C., & Reid, R. C. (2012). The impact of internet pornography on adolescents: A review of the research. Sexual Addiction & Compulsivity, 19(1–2), 99–122. https://doi.org/10.1080/10720162.2012.660431
Peter, J., & Valkenburg, P. M. (2016). Adolescents and pornography: A review of 20 years of research. The Journal of Sex Research, 53(4–5), 509–531. https://doi.org/10.1080/00224499.2016.1143441
UNESCO. (2018). International technical guidance on sexuality education: An evidence-informed approach. UNESCO.
