Kimler için?
Psikolojik danışmanlar ve öğretmenler

Tanıdığımız bir çocuk ya da ergenle karşılaştığımızda ilk sorulan sorular genellikle aynıdır: “Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?”, “Derslerin nasıl?”, “Karnen nasıl geldi?” Bu sorular artık o kadar alışılmıştır ki çoğu zaman üzerinde düşünmeyiz bile. Bu durum, çocukların gelişimini büyük ölçüde akademik başarı üzerinden değerlendirdiğimizin de bir göstergesidir.

Bir okulun başarısının büyük ölçüde lise ve üniversite sınavlarında başarılı olan öğrenci sayısıyla ifade edilmesi de bunun en somut örneklerinden biridir. Buna karşılık; öğrencilerin ilgi alanlarını keşfedip keşfedemedikleri, kendilerini bir topluluğa ait hissedip hissetmedikleri ya da okul yaşamına aktif olarak katılıp katılamadıkları çok daha az konuşulur. Kendi çocukluğumuzu düşündüğümüzde de okul panolarında çoğunlukla sınavlarda başarı gösteren öğrencilerin isimlerini görürüz. Oysa okul, yalnızca akademik başarının değerlendirildiği bir yer değil; çocukların kendilerini tanıdıkları, ilgi alanlarını keşfettikleri, ilişkiler kurdukları ve kimliklerini geliştirdikleri önemli bir yaşam alanıdır.

Ergenlik dönemi; bireyin fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal alanlarda hızlı değişimler yaşadığı, kimlik gelişiminin hız kazandığı ve yaşam boyu sürecek birçok davranışın temellerinin atıldığı önemli bir gelişim dönemidir. Ergenlerin neden farklı deneyimlere ihtiyaç duyduğunu anlayabilmek için, bu dönemde beyinde gerçekleşen değişimlere kısaca bakmak yararlı olacaktır.

Bu dönemde ergen beyninde “budanma” (synaptic pruning) adı verilen doğal bir süreç yaşanır. Budanma; çocukluk döneminde oluşmuş çok sayıdaki sinir bağlantısından (sinaps) kullanılmayanların ortadan kaldırılması, sık kullanılan bağlantıların ise güçlendirilmesi anlamına gelir. Bir ağacın sağlıklı büyümesi için gereksiz dalların budanması nasıl ağacın daha güçlü gelişmesini sağlıyorsa, ergenlikte beyin de kullanılmayan sinir bağlantılarını “budayarak” daha verimli ve etkili çalışan sinir ağları oluşturur.

Resim1

Ergenlerin günlük yaşamlarında karşılaştıkları ya da karşılaşmadıkları deneyimler, zamanlarını nasıl geçirdikleri, kimlerle etkileşim kurdukları ve hangi becerileri tekrar tekrar kullandıkları; kısacası yaşamlarının her ayrıntısı, budanma sürecinde, kimlik gelişimlerinde ve beyinlerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Dolayısıyla ergenlik dönemi, çocukların yalnızca bilişsel değil; duygusal, bedensel ve sosyal becerilerini de birlikte geliştirebilecekleri ortamlar oluşturmayı gerektirir. Böyle bir bakış açısı, öğrencilerin kendilerini tanımaları, ilgi ve güçlü yönlerini keşfetmeleri, değerlerini oluşturabilmeleri, aidiyet duygusu geliştirebilmeleri ve kendilerini güvenle ifade edebilmeleri gibi kimlik gelişiminin temel bileşenleri açısından da desteklenmelerini sağlar. Okulda sunulan her deneyim, öğrencilerin gelişimini destekleyen ya da sınırlandıran bir öğrenme yaşantısına dönüşebilir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar da okulda yürütülen sosyal etkinliklerin ve öğrencilerin bu etkinliklere aktif katılımının gelişim üzerindeki önemini açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin Allen ve arkadaşlarının yürüttüğü çalışmalar; öğrencilerin güçlü yönlerini ortaya çıkaran, öğretmen-öğrenci ve akran ilişkilerini destekleyen okul temelli etkinliklerin öğrencilerin okula aidiyet duygusunu anlamlı düzeyde artırdığını göstermektedir.

Araştırmalar, aidiyet duygusunun güçlendiği okullarda öğrencilerin yalnızca akademik başarılarının değil; sosyal-duygusal gelişimlerinin, psikolojik iyi oluşlarının ve okula bağlılıklarının da güçlendiğini göstermektedir. Benzer şekilde Korpershoek ve arkadaşlarının (2020) 82 araştırmayı kapsayan meta-analizi, okula aidiyet duygusunun öğrencilerin öz yeterlikleri, motivasyonları, sosyal-duygusal becerileri, derse katılımları ve akademik başarılarıyla tutarlı biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırmalarda öğrencilerin aidiyet duygusunu en çok güçlendiren unsurların “görüldüğünü hissetmek”, “kendini ifade edebilmek” ve “okulda kendin olabilmek” olduğu belirtilmektedir. Başka bir ifadeyle, öğrenciler için okul; yalnızca ders öğrenilen bir yer değil, kendilerini değerli hissettikleri bir yaşam alanıdır.

Burada ailenin ve bakım verenlerin çocukların gelişimindeki belirleyici rolü elbette yadsınamaz. Ancak farklı kültürel, sosyoekonomik ve bireysel özelliklere sahip çocuk ve ergenlerin günlerinin önemli bir bölümünü okulda geçirdiğini de unutmamak gerekir. Bu durum, öğrencilerin kimlik gelişimini desteklemek açısından okulu önemli bir fırsat alanına dönüştürmektedir. Bu fırsatı değerlendirmede öğretmenler ve psikolojik danışmanlar kritik bir role sahiptir. Öğrencilerin kendilerini anlayabilecekleri, kendilerini güvenle ifade edebilecekleri, aidiyet hissedebilecekleri ve yaşam becerilerini geliştirebilecekleri ortamlar oluşturmak, etkinlikler düzenlemek onların gelişimini desteklemenin en etkili yollarından biridir.  Bu tür etkinlikler, eşitsizliklerin ergenin gelişim süreçlerinde yaratabileceği olumsuz etkileri değiştirebilmek açısından da kıymetli bir fırsat sunar.

Öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimini desteklemek için planlanan etkinliklerin etkili olabilmesi, karmaşık ya da maliyetli olmalarına bağlı değildir. Asıl belirleyici olan, öğrencilerin etkinliklerin pasif izleyicisi değil, aktif katılımcısı olabilmeleridir. Okulun mevcut olanaklarıyla uygulanabilecek, öğrenciye herhangi bir maddi yük getirmeyecek, çocuk ve ergen katılımını temel alan, kısa sürede hazırlanabilen ve günlük eğitim akışına kolayca uyarlanabilen etkinlikler de önemli kazanımlar sağlayabilir. Çoğu zaman önemli olan etkinliğin maliyeti ya da gösterişi değil; öğrencinin düşünmesine, paylaşmasına, birlikte üretmesine ve akranlarıyla etkileşim kurmasına fırsat vermesidir. Her zaman yapılandırılmış ve ayrıntılı bir etkinlik planına sahip olmanız da gerekmez. Bazen yalnızca çocuk ve ergen katılımı ilkelerini temel alarak bir etkinlik düzenlemek bile önemli kazanımlar sağlayabilir. Çocukların görüşlerini rahatça ifade edebildikleri, karar alma süreçlerine katılabildikleri, kendilerini güvende ve değerli hissettikleri ortamlar oluşturmak; başlı başına güçlü bir gelişim fırsatıdır (Çocuk katılımı ilkeleri için bkz. kaynakça).

Belki de öğrencilerin yıllar sonra hatırlayacağı şey, çözdükleri testlerden çok; kendilerini değerli hissettikleri, yeni bir faaliyet denedikleri, fikirlerinin dinlendiği ve birlikte ürettikleri bir etkinlik olacaktır. Çünkü okul, yalnızca bilgi edinilen bir yer değil; çocukların kimliklerini geliştirdikleri, aidiyet duygusu kazandıkları ve yaşam becerileri edindikleri önemli bir gelişim ortamıdır. Bu nedenle okul etkinlikleri, akademik eğitimin yanında yer alan bir “ek çalışma” değil; çocuk ve ergen gelişimini destekleyen eğitimin temel bileşenlerinden biridir.

Kaynakça

Allen, K. A. (2025). School belonging: Evidence, experts, and everyday gaps. Educational Psychology Review, 37(3), 84.

Allen, Kelly-Ann, and Peggy Kern. Boosting school belonging: Practical strategies to help adolescents feel like they belong at school. Routledge, 2019.

 Korpershoek, H., Canrinus, E. T., Fokkens-Bruinsma, M., & de Boer, H. (2020). The relationships between school belonging and students’ motivational, social-emotional, behavioural, and academic outcomes in secondary education: A meta-analytic review. Research Papers in Education, 35(6), 641–680. https://doi.org/10.1080/02671522.2019.1615116

İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi. (t.y.). Çocuk katılımı yönergesi. https://cocuk.bilgi.edu.tr/cocuklara-ve-yetiskinlere-yonelik-cocuk-katilimi-yonergemiz/